Kabahatler Hukuku

Kabahat sözcüğünün kelime anlamı, “uygunsuz hareket, çirkin, yakışıksız davranış, suç, kusur, töhmet” olarak ifade edilmiştir. Türk Dil Kurumu güncel sözlüğünde, hukuki anlamda kabahat, “hafif hapis, para cezası veya meslek veya sanattan alıkonulma ile cezalandırılan suç” şeklinde tanımlanmıştır.

Bu tanım yürürlükten kaldırılan 765 sayılı TCK’nun suçları cürüm ve kabahat olarak ikiye ayıran sistemi dikkate alınarak yapılmıştır.

Ceza hukuku anlamında ise kabahat kavramı, orta çağdan bu tarafa tartışmalı bir konu olup tam bir görüş birliğine varılabilmiş değildir. Bu konuda kavram üzerinde teorik olarak iki görüş bulunmaktadır. Bu gruplar biri niteliksel diğeri ise niceliksel olarak bu kavramı tanımlamaya çalışmıştır.

Niteliksel ayrıma göre kabahat kavramını açıklamaya çalışan görüşte olanlar, objektif ve subjektif kriterleri dikkate almışlardır. Bu kriterler faile, fiile, manevi unsura veya ihlal edilen hukuksal yarara göre bir ayrım yapmışlardır .

Niceliksel ayrıma dayalı olarak kabahat kavramını açıklamaya çalışan yazarlar ise, kabahatleri cürümlere oranla meydana gelen zarar ve tehlikenin hafif olmasına göre bir sınıflandırmaya tabi tutmuşlardır. Kabahatleri cürümlere göre “cüce cürümler” olarak nitelemişler ve ayrımın sadece tatbik edilecek yaptırıma göre tespit edilmesi gerektiğini savunmuşlardır. Günümüzde de bu görüş ağırlıkta olup, cürüm kabahat ayrımında niceliksel ölçüt kullanılmaktadır.

Kabahatin Tanımı

Kabahatler Kanununun 2’nci maddesi tanım başlığı altında, “kabahat” kavramını tanımlamıştır. Maddeye göre, “Kabahat deyiminden; kanunun, karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlık anlaşılır.” dinelerek bir tanım yapılmıştır.

İdari yaptırım kavramı, idarenin kamu düzenini korumak amacıyla veya bozulan düzenin yeniden kurulması için müeyyide uygulaması şeklinde tanımlanabilir. Diğer bir tanım olarak, “İdari yaptırım, idarenin bir yargı kararına gerek olmadan, yasaların açıkça verdiği bir yetkiye dayanarak ve İdare Hukuku ilkelerini dikkate alarak idari işlemlerle uyguladığı cezalardır.” şeklinde yapılan tanımlamadır.

Anayasa Mahkemesi de verdiği kararlarında da idari yaptırım kavramını ele almış ve yukarıda ki tanıma benzer bir tanım yapmıştır. Anayasa Mahkemesi’nin bu konuda verdiği bir kararında, “İdarenin bir yargı kararına gerek olmaksızın yasaların açıkça verdiği yetkiye dayanarak İdare Hukukuna Özgü yöntemlerle, doğrudan doğruya bir işlemi ile uyguladığı yaptırımlarla, verdiği cezalara idari yaptırım denilmektedir” şeklinde bir tanım yapmıştır.

Yine bu konuda, Uyuşmazlık Mahkemesi “…kanunun öngördüğü bir cezanın idarenin bir organı eliyle uygulanabilmesi” olarak idari yaptırımı izah etmiştir.

Bu tanımların ve bu konuda yapılan birçok tanımın ortak noktası, idari yaptırımların, yaptırımı uygulayan makama göre ve uygulama usulüne bakılarak tanım yapılmasıdır. Burada diğer önemli bir ayrıntı da, idari yaptırım ile cezai yaptırım arasındaki farklardır. Bu konuya Uyuşmazlık Mahkemesinin bir kararında açıkça vurgu yapılmış olup, “…konusu olan suçun niteliği, uygulayan merci ve uygulanan usul ile hukuki sonuçları itibariyle ceza yaptırımı uygulamasından …” farklı olduğu vurgulanarak bu noktaya dikkat çekilmiştir.

İdari yaptırım kavramının tanımından da anlaşılacağı üzere, idari yaptırımların idare hukukundaki yerinin birer idari işlem olduğu ortaya çıkmaktadır.

Konuya ilişkin olarak Uyuşmazlık Mahkemesi Kabahatler Kanunun yürürlüğe girmesinden önce verdiği birçok kararında, idari yaptırımların birer idari işlem olması nedeniyle idari yargının görevli olduğuna karar vermiştir.

Kararlarda genel olarak, “İdarenin organları eliyle idari usullere göre uygulanması ve idare hukukunun bir müeyyidesi olması nedeniyle, idari işlem niteliğini taşıyan ve bu yönüyle adli cezalardan ayrılan idari cezaların yargısal denetiminde, kural olarak, idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır.” denilmek suretiyle, idari yaptırımların, idare tarafından idari usullere göre alınan birer idari işlem olmalarına vurgu yapıldığı, bu nedenle suç karşılığı olan ceza hukuku müeyyidelerinden ayrıldığı ve yargı yolu olarak idari yargının görevli olması gerektiğine vurgu yapılmıştır.

Tüm bu açıklamalar ışığında idari yaptırımların özelliklerini kısaca şu şekilde sayabiliriz.

– İdari yaptırımlar, kamu düzenini korumaya amaçlayan müeyyidelerdir.
– İdari yaptırımlar, kamu düzeninin bozulmasını önlemeye ve bozulan düzeni yeniden tesis etmeye yönelik olarak zorlayıcılık özelliğine sahiptir.
– İdari yaptırımlar, yargı kararı olmaksızın idari usulleri göre idare tarafından uygulanır ve uygulanırken belirli bir kişiyi hedef alır. İdari bu konuda geniş takdir yetkisine sahiptir.
– İdari yaptırımlar, ceza hukuku müeyyidelerinden farklı nitelikleri sahiptir. Bu farklılıklar, eylemin niteliği, uygulanan yöntem ve yaptırımın sonuçları gibi bir çok konuda kendini göstermektedir.
– İdari yaptırımların yasal bir dayanağı olması zorunludur. Yasaların açıkça yetki verdiği ve yasaklamadığı alanlarda idare, idari yaptırıma başvurabilir.

KABAHATLER KANUNU’NUN UYGULAMA ALANI

Zaman Bakımından Uygulama

Kabahatler Kanunu’nun 5. maddesinde, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun zaman bakımından uygulamaya ilişkin hükümlerinin kabahatler bakımından da uygulanacağı ifade edilmiştir.

Atfın yapıldığı Türk Ceza Kanunu’nun ‘Zaman bakımından uygulama’ başlıklı 7. maddesinde ise, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemeyeceği ve güvenlik tedbiri uygulanamayacağı; işlendikten sonra yürürlüğe giren kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı da kimsenin cezalandırılamayacağı ve hakkında güvenlik tedbiri uygulanamayacağı; böyle bir ceza veya güvenlik tedbiri hükmolunmuş ise, bunların infazı ve kanunî neticelerinin kendiliğinden kalkacağı; suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanunun uygulanacağı ve infaz olunacağı hüküm altına alınmıştır.

Bu hükümler uyarınca, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanuna göre kabahat sayılmayan bir fiilden dolayı kimseye idari yaptırım uygulanamayacak ve işlendikten sonra yürürlüğe giren kanuna göre kabahat sayılmayan bir fiilden dolayı da kimse cezalandırılamayacaktır. Bu şekilde bir yaptırım kararı verildiği takdirde, mezkur yaptırım yerine getirilmeyecektir.

Aynı şekilde, kabahatin işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, kabahatlinin lehine olan kanun uygulanacaktır. Ancak, kabahatler karşılığında öngörülen idarî yaptırımlara ilişkin kararların yerine getirilmesi bakımından derhal uygulama kuralı geçerlidir.

Ayrıca kanun, kabahatlerde, failin icraî veya ihmali davranışı gerçekleştirdiği zaman işlenmiş sayılacağını ve neticenin oluştuğu zamanın bu bakımdan dikkate alınmayacağını da vurgulamıştır. Buna göre, zaman bakımından uygulama kurallarının uygulanmasıyla ilgili sınırlayıcı bir hükme yer verilmiş olup; kabahatin ne zaman işlendiğini belirleme açısından, neticenin meydana geldiği zaman değil, münhasıran fiilin gerçekleştiği zaman dikkate alınmalıdır.

Yer Bakımından Uygulama

Kabahatler Kanunu’nun 6. maddesinde, Türk Ceza Kanunu’nun yer bakımından uygulamaya ilişkin 8. maddesi hükümlerinin, kabahatler bakımından da uygulanacağı; ancak, kanunlarda aksine hüküm bulunan hallerin saklı olduğu ifade edilmiştir.

Atfın yapıldığı Türk Ceza Kanunu’nun ‘Yer bakımından uygulama’ başlıklı 8. maddesinde ise, Türkiye’de işlenen suçlar hakkında Türk kanunlarının uygulanacağı; fiilin kısmen veya tamamen Türkiye’de işlenmesi veya neticenin Türkiye’de gerçekleşmesi hâlinde, suçun, Türkiye’de işlenmiş sayılacağı belirtildikten sonra; suçun, Türk kara ve hava sahaları ile Türk karasularında; açık denizde ve bunun üzerindeki hava sahasında, Türk deniz ve hava araçlarında veya bu araçlarla; Türk deniz ve hava savaş araçlarında veya bu araçlarla; Türkiye’nin kıt’a sahanlığında veya münhasır ekonomik bölgesinde tesis edilmiş sabit platformlarda veya bunlara karşı işlendiğinde, Türkiye’de işlenmiş sayılacağı hüküm altına alınmıştır.

Bu hukuki duruma göre, Türkiye’de işlenen kabahatler hakkında Türk kanunları uygulanacak, fiilin kısmen veya tamamen Türkiye’de işlenmesi veya neticenin Türkiye’de gerçekleşmesi halinde, kabahat, Türkiye’de işlenmiş sayılacaktır. Kabahatin; Türk kara ve hava sahaları ile Türk karasularında; açık denizde ve bunun üzerindeki hava sahasında işlenmekle birlikte Türk deniz ve hava araçlarında veya bu araçlarla; Türk deniz ve hava savaş araçlarında veya bu araçlarla; Türkiye’nin kıt’a sahanlığında veya münhasır ekonomik bölgesinde tesis edilmiş sabit platformlarda veya bunlara karşı işlenmesi durumunda da, Türkiye’de işlenmiş sayılması öngörülmüştür.

Daha basit bir şekilde ifade edilecek olursa, ancak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin egemenlik alanında işlenen kabahatler açısından Türk kanunları uygulanabilecek olup; istisna olarak, ilgili kanunda belli bir kabahatin yurt dışında işlenmesi hali için de yaptırım öngörülmüşse,

Türkiye’de idarî yaptırım uygulanabilecektir. Nitekim, Çevre Kanunu’nun 20. maddesinde yer alan, “yabancı devlet egemenliği altındaki sularda bu devletlerin mevzuatının Türk bayraklı gemiler tarafından ihlali durumunda, ilgili devletin ceza uygulamaması ve Türkiye’nin cezalandırmasını talep etmesi durumunda bu Kanun hükümleri uygulanır” hükmü bu duruma örnek olarak gösterilebilir.

Yurt dışında işlenen kabahatin yine Türk kanunlarına göre yaptırım altına alınacağına dair bir başka hüküm, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nda yer almaktadır. Mezkur kanunun 68/1-(b) maddesinde, nüfus olaylarını bildirme yükümlülüğünü kanunda belirtilen süre içinde yerine getirmeyenlere, nüfus ve aile cüzdanlarını kaybedenlere ve nüfus cüzdanının geçerlilik süresinin son bulmasından itibaren altmış gün içinde bu cüzdanlarını değiştirmeyen kişilere veya bu durumdaki çocukların veli veya vasilerine, yurtdışında, dış temsilcilik veya dış temsilciliklerde görevli memurlarca 50 TL idarî para cezası verileceği belirtilmiştir.

KABAHATLER BAKIMINDAN KANUNİLİK İLKESİ

Kabahatler Kanunu’nun ‘Kanunilik ilkesi’ başlıklı 4. maddesinde, kabahat oluşturan fiillerin, kanunda açıkça tanımlanabileceği ve ayrıca kanunun kapsam ve koşulları bakımından belirlediği çerçeve hükmün içeriğinin, idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle de doldurulabileceği ifade edildikten sonra, kabahat karşılığı olan yaptırımların türü, süresi ve miktarının, ancak kanunla belirlenebileceği hükme bağlanmıştır.

Bu hükme göre, hangi fiillerin veya haksızlıkların kabahat oluşturacağı kanunla belirlenebileceği gibi, bu fiil veya haksızlıklar, kanunun belirlediği genel çerçeve içerisinde, idarenin düzenleyici işlemleri ile de belirlenebilecektir. Kabahat karşılığında uygulanacak idari yaptırım konusunda ise, kanunilik ilkesinden taviz verilmemiştir. Buna göre, bir kabahat karşılığında öngörülen yaptırımların türü, süresi ve miktarının mutlaka kanunla düzenlenmesi gerekmektedir.

Mevcut hukuki duruma göre, ‘yer ve zaman bakımından uygulama’ hususunda Kabahatler Kanunu ile Türk Ceza Kanunu arasında var olan benzerlik, kanunilik ilkesi bakımından aynı oranda geçerli değildir. Çünkü, Türk Ceza Kanunu’nda, Anayasa’nın 38. maddesindeki hükme uygun olarak, cezada olduğu gibi suçta da kanunilik ilkesi benimsenmiştir.

Kabahatler veya idari yaptırımlar bakımından kanunilik ilkesine, 1608 sayılı Umuru Belediyeye Müteallik Ahkamı Cezaiye Hakkında 16 Nisan 1340 Tarih ve 486 Numaralı Kanunun Bazı Maddelerini Muaddil Kanun’un 1. maddesi örnek olarak gösterilebilir.

Mezkur maddenin 1. fıkrasında, “Belediye meclis ve encümenlerinin kendilerine kanun, nizam ve talimatnamelerin verdiği vazife ve salahiyet dairesinde ittihaz ettikleri kararlara muhalif hareket edenlerle belediye kanun ve nizam ve talimatnamelerinin men veya emrettiği fiilleri işleyenlere veya yapmayanlara belediye encümenince Kabahatler Kanununun 32 nci maddesi hükmüne göre idarî para cezası ve yasaklanan faaliyetin menine karar verilir.” hükmü bulunmaktadır.

Bu hükme göre verilecek ceza kanunda yer almaktadır. Ancak cezaya dayanak olan kabahat fiili veya haksızlığın içeriği, belediye meclis ve encümenlerinin kendilerine kanun, nizam ve talimatnamelerin verdiği vazife ve salahiyet dairesinde aldıkları kararların içeriğine veya belediye kanun ve nizam ve talimatnamelerinin men veya emrettiği fiillere göre belirlenecektir.

Diğer yandan, aynı kanunun 2. maddesinde, “Belediyelerin karar organları veya ilgili komisyonlar tarafından mevzuata uygun olarak belirlenen yolcu nakil araçlarına ilişkin ücret tarifelerine uymayan kişi, belediye encümeni tarafından ikiyüzelli Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar idarî para cezasıyla cezalandırılır.” hükmü bulunmaktadır. Bu hükümde, hem kabahat ve hem de kabahat karşılığında öngörülen idari yaptırım açıkça düzenlenmiştir.

Esasında, idari yaptırım veya idari ceza hukuku kapsamında kanunilik ilkesi epeyce tartışmalı bir husustur. Zanobini, kanunilik ilkesinin idari yaptırımlar alanında da geçerli temel bir ilke olduğu ifade etmiştir.

Bu savların karşısında, idari yaptırımlar cezalar kadar ağır ihlaller olmadığından, kanunilik ilkesinin bu alanda biraz yumuşatılarak uygulanması gerektiği veya böyle bir uygulamada mahzur bulunmadığına ilişkin görüşler bulunmaktadır.

İdari ceza veya idari yaptırım hukukunun genel teorisi ile ilgili bulunan mezkur tartışmaları kuşatmak ancak çok daha geniş kapsamlı bir çalışma ile mümkün olacağından, meseleye bu kadarıyla temas etmek uygun görülmüştür. Bununla birlikte, idari faaliyetlerin çeşitliliği ve toplumsal hayat ile düzenin genişliği ve değişkenliği karşısında, Kabahatler Kanunu’nda düzenlendiği şekliyle esnek bir kanunilik ilkesinin maslahata uygun olduğu düşünülmektedir.

Kabahatler Hukuku